Lean Teacher

Sürdürülebilir Verimlilik

İnsanı Sisteme Değil, Sistemi İnsana Uyduran Kadın: Lillian Gilbreth

İnsanı Sisteme Değil, Sistemi İnsana Uyduran Kadın: Lillian Gilbreth

Bazen bir insanın hayatımıza ne kadar dokunduğunu, adını hiç bilmeden yaşarız.

Buzdolabının kapağındaki raflardan bir şey alırken…

Ayağımızla çöp kutusunun pedalına basarken…

Bir mutfakta tezgâh, lavabo ve buzdolabının birbirine yakın konumlandırılmasının işimizi ne kadar kolaylaştırdığını fark ederken…

Ya da fabrikada bir çalışanın sürekli eğilmesini, uzanmasını ve yürümesini önlemek için çalışma alanını yeniden düzenlerken…

Aslında Lillian Moller Gilbreth’in yüz yılı aşkın süre önce sorduğu soruların izinden gideriz.

Peki kimdi Lillian Gilbreth?

Yaygın olarak dünyanın ilk kadın mühendislerinden biri, hatta “ilk kadın endüstri mühendisi” olarak anılan Gilbreth; aynı zamanda psikolog, akademisyen, yönetim danışmanı, ergonomi öncüsü ve 12 çocuk annesiydi.

Ancak onu asıl önemli yapan, adına eklenen bu unvanlar değildi.

Lillian Gilbreth’in en büyük katkısı, verimlilik tartışmalarının merkezine insanı yerleştirmesiydi.

Lillian Gilbreth
Lillian Gilbreth

Mühendisliğe psikolojiyi getiren kadın

Lillian Moller, 1878 yılında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dünyaya geldi.

Üniversite eğitimi aldığı dönemde mühendislik ve yönetim dünyası neredeyse tamamen erkeklerin hâkimiyetindeydi. Kadınlardan beklenen, meslek sahibi olmalarından çok ev ve aile yaşamına odaklanmalarıydı.

Lillian ise insan davranışlarına, öğrenmeye ve psikolojiye ilgi duyuyordu. Kaliforniya Üniversitesinde edebiyat alanında lisans ve yüksek lisans eğitimi aldı. Daha sonra çalışmalarını psikoloji alanına yöneltti ve 1915 yılında Brown Üniversitesinden psikoloji doktorası aldı.

Onu diğer verimlilik uzmanlarından ayıran yaklaşım da burada şekillendi.

Dönemin bilimsel yönetim anlayışı, büyük ölçüde işi daha kısa sürede tamamlamaya odaklanıyordu. Kronometre tutuluyor, işlemler parçalara ayrılıyor ve bir çalışanın belirli bir sürede ne kadar iş yapabileceği hesaplanıyordu.

Ancak Lillian’ın aklında başka sorular vardı:

  • Çalışan bu işi yaparken ne kadar yoruluyor?
  • İşini anlamlı buluyor mu?
  • Çalışma ortamı onun fiziksel özelliklerine uygun mu?
  • İşini kolaylaştıracak bir düzen kurulabilir mi?
  • İnsan yalnızca üretim yapan bir kaynak olarak mı görülmeli?

Lillian’ın doktora çalışması; fiziksel rahatlık, iş tatmini, işe yarama duygusu ve iş güvencesi gibi insani unsurları iş yeri verimliliğiyle birlikte ele alıyordu. Böylece psikoloji ile endüstri mühendisliği arasında, o dönem için oldukça sıra dışı bir bağ kurdu.

Bugün ergonomi, çalışan deneyimi, iş-yaşam dengesi ve insan odaklı süreç tasarımı dediğimiz birçok yaklaşımın temelinde bu bakış vardır.

Frank ve Lillian: Birbirini tamamlayan iki bakış

Lillian, 1904 yılında Frank Bunker Gilbreth ile evlendi.

Frank; inşaat sektöründen gelen, çalışma yöntemlerini ve insan hareketlerini inceleyen bir uzmandı. Duvar ustalarının tuğla örerken yaptığı hareketleri analiz etmiş, çalışma yüksekliğini ve malzemelerin konumunu değiştirerek gereksiz hareketleri azaltmıştı.

Frank daha çok hareketin teknik tarafına bakıyordu.

Lillian ise o hareketi yapan insanı görüyordu.

Frank:

“Bu iş daha az hareketle nasıl yapılabilir?”

diye sorarken Lillian buna şu soruları ekliyordu:

“Bu yöntem çalışanı daha az yorar mı?”

“Çalışanın kendisini değerli hissetmesini sağlar mı?”

“İnsanın fiziksel ve psikolojik özellikleri dikkate alınıyor mu?”

Bu iki bakışın birleşmesiyle hareket etüdü yalnızca bir hız artırma yöntemi olmaktan çıktı. Yorgunluğu azaltan, işi kolaylaştıran ve çalışma ortamını insana uyarlayan bir yaklaşıma dönüştü.

Gilbreth çifti, çalışanların hareketlerini kameraya alarak işleri küçük hareketlere ayırdı. Uzanma, kavrama, taşıma, bekleme ve yerleştirme gibi hareketleri inceledi. Amaçları çalışanın daha çok hareket etmesini sağlamak değil, değer yaratmayan hareketleri ortadan kaldırmaktı.

1919 yılında birlikte yayımladıkları Fatigue Study adlı kitapta yorgunluğu, azaltılması gereken önemli bir kayıp olarak ele aldılar.

Bugün yalın üretimde konuştuğumuz hareket israfı, ergonomi, standart iş ve iş yeri düzeni gibi pek çok konunun izlerini bu çalışmalarda görmek mümkündür.

“Eşine yardım eden kadın” değildi

Lillian Gilbreth’in hikâyesindeki en düşündürücü noktalardan biri, katkılarının uzun yıllar boyunca eşi Frank’in gölgesinde kalmasıdır.

Kamuoyunda çoğu zaman 12 çocuk yetiştiren, eşinin çalışmalarına yardım eden ve kalabalık ailesini bilimsel yöntemlerle yöneten bir anne olarak tanındı.

Ailenin yaşamı, çocukları tarafından yazılan Cheaper by the Dozen adlı kitaba ve daha sonra filmlere konu oldu. Fakat bu anlatılarda Lillian’ın bilim insanı, danışman ve düşünce üreticisi kimliği yeterince görünür değildi.

Oysa Lillian, yalnızca Frank’in çalışmalarına yardım eden biri değildi.

Araştırmaların psikoloji boyutunu kuran, kitapların hazırlanmasına katkı sağlayan, eğitimler veren, danışmanlık yapan ve hareket etüdünün insan odaklı bir anlayışa dönüşmesini sağlayan gerçek bir çalışma ortağıydı.

Frank’in 1924 yılında aniden hayatını kaybetmesiyle karşısında oldukça zor bir tablo vardı.

Bir tarafta çocukları, diğer tarafta büyük ölçüde erkeklerden oluşan ve bir kadını danışman ya da mühendis olarak kabul etmekte zorlanan iş dünyası…

Bazı müşteriler, şirketin başında artık bir kadın olduğunu öğrendiklerinde çalışmayı sonlandırdı. (Bkz. İş Hayatında Kadın Olmak)

Ancak Lillian geri çekilmedi.

Çalışmalarını kendi adıyla sürdürdü, eğitim verdi, danışmanlık yaptı ve endüstri mühendisliğinin uygulama alanını fabrikaların dışına taşıdı.

Fabrikadan mutfağa uzanan mühendislik

Lillian Gilbreth’e göre ev işleri de en az fabrika işleri kadar dikkatli incelenmesi gereken süreçlerdi.

Çünkü mutfakta çalışan bir insan da sürekli yürüyor, eğiliyor, uzanıyor, arıyor ve taşıyordu.

Lavabo, ocak, buzdolabı ve çalışma tezgâhı yanlış yerleştirildiğinde, basit bir yemek hazırlama işi bile gereksiz hareketlerle dolu hale geliyordu.

Lillian mutfak tasarımlarını estetikten önce insan hareketlerine göre değerlendirdi. Kullanıcının boyunu, fiziksel kapasitesini, çalışma sırasını ve ihtiyaç duyduğu araçlara erişimini dikkate aldı.

Bugün mutfak tasarımında kullanılan çalışma üçgeni yaklaşımının gelişimine önemli katkı sağladı. Ayak pedallı çöp kutusu ve buzdolabı kapağı rafları gibi günlük hayatı kolaylaştıran tasarımlar da onun çalışmalarıyla ilişkilendirilmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta yalnızca geliştirdiği ürünler değildir.

Asıl önemli olan, tasarıma bakışıdır: İnsan kullanılan ürüne ve çalışma alanına uyum sağlamak zorunda değildir. Ürün ve çalışma alanı insana göre tasarlanmalıdır.

Bugün ergonomi dediğimiz yaklaşımın özünde de bu vardır.

Verimliliği insanı yormadan artırmak

Lillian Gilbreth’in yaşadığı dönemde verimlilik çoğu zaman daha fazla üretim, daha kısa süre ve daha yüksek hız üzerinden değerlendiriliyordu.

O ise verimliliğin başka bir yüzünü gösterdi:

Daha az yorulmak…

Daha az eğilmek…

Daha az aramak…

Daha az gereksiz hareket etmek…

İşi daha güvenli yapmak…

Çalışırken kendini değerli hissetmek…

Bu yaklaşım bugün hâlâ güncelliğini koruyor.

Bir operatör malzemeye ulaşmak için vardiya boyunca yüzlerce kez eğiliyorsa sorun çalışanın performansında değildir.

Bir kalite kontrol çalışanı ölçüm cihazını bulmak için sürekli başka bölümlere gidiyorsa sorun çalışanın yavaşlığında değildir.

Bir çalışan yanlış tezgâh yüksekliği nedeniyle gün sonunda fiziksel ağrı yaşıyorsa bu durum mesleğin doğal sonucu olarak kabul edilmemelidir.

Bunların tamamı sistem tasarımı problemidir.

Lillian’ın yaklaşımı bize şunu söyler:

Bir insanı yaptığı işe uygun hale getirmeye çalışmadan önce, işi o insana uygun hale getirin.

İlklerle dolu bir kariyer

Lillian Gilbreth, 1935 yılında Purdue Üniversitesi Mühendislik Fakültesinin ilk kadın profesörü oldu. Üniversitede yönetim dersleri verdi, kadınların kariyerleri konusunda danışmanlık yaptı ve zaman-hareket etüdü laboratuvarının kurulmasına katkı sağladı.

1965 yılında ABD Ulusal Mühendislik Akademisine seçilen ilk kadın oldu. Ayrıca Kadın Mühendisler Topluluğunun ilk üyesi ve Amerikan Makine Mühendisleri Topluluğuna katılan ikinci kadın olarak tarihe geçti. 1966 yılında ise mühendislerin insanlığa sunduğu hizmetleri onurlandıran Hoover Madalyası’nı alan ilk kadın oldu.

Başkanlık komitelerinde görev aldı, engelli bireylerin ve savaş gazilerinin günlük yaşamlarını kolaylaştıracak yöntemler geliştirdi, hastanelerden ofislere kadar birçok farklı alanda danışmanlık yaptı.

Ancak bütün bu başarılarının içinde en değerlisi belki de mühendisliğin tanımını genişletmesiydi.

Mühendislik yalnızca makineler, süreler ve üretim miktarlarından ibaret değildi.

Mühendislik aynı zamanda insan hayatını kolaylaştırmaktı.

Bugün Lillian Gilbreth’ten ne öğrenebiliriz?

Bugün fabrikalarda dijital sistemler kuruyor, üretim verilerini anlık izliyor, çalışan performansını ölçüyor ve süreçleri saniyeler üzerinden değerlendiriyoruz.

Elimizde Gilbreth’lerin hayal bile edemeyeceği kadar güçlü teknolojiler var.

Fakat sormamız gereken sorular hâlâ aynı:

Bu sistem insanın işini gerçekten kolaylaştırıyor mu?

Yoksa çalışana yeni işler ve yeni veri girişleri mi yüklüyor?

Performans artışı yorgunluğun azalmasından mı, işin daha iyi tasarlanmasından mı kaynaklanıyor?

Yoksa insanlardan yalnızca daha hızlı hareket etmeleri mi bekleniyor?

Çalışma ortamını insana göre mi düzenliyoruz, insanı kötü tasarlanmış bir sisteme uyum sağlamaya mı zorluyoruz?

Lillian Gilbreth’in yüz yıl önce ortaya koyduğu yaklaşım bugün yalın üretimden ergonomiye, 5S’den iş güvenliğine, süreç tasarımından yazılım geliştirmeye kadar pek çok alan için geçerlidir.

Çünkü teknoloji değişse de insanın temel ihtiyacı değişmiyor:

İşini güvenli, anlamlı ve gereksiz çaba harcamadan yapabilmek.

Mühendisliğin merkezinde insan vardır

Lillian Moller Gilbreth’in hayatı yalnızca erkeklerin hâkim olduğu bir alanda başarılı olmuş bir kadının hikâyesi değildir.

Onun hikâyesi, verimliliğin insandan bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren bir zihniyet dönüşümünün hikâyesidir.

O, çalışanı üretim sisteminin değiştirilebilir bir parçası olarak görmek yerine; sistemin, çalışanın ihtiyaçlarına göre tasarlanması gerektiğini savundu.

Fabrikada…

Ofiste…

Hastanede…

Evde…

İnsanın çalıştığı her yerde aynı temel soruyu sordu: Bu işi daha hızlı yaptırmak yerine, daha kolay ve daha insanca yaptırabilir miyiz?

Bugün Lillian Gilbreth’i önemli yapan şey, ilk kadınlardan biri olması kadar bu sorudur.

Çünkü iyi bir süreç yalnızca daha fazla çıktı üretmez.

İnsanı korur, yorgunluğu azaltır ve yapılan işi daha anlamlı hale getirir.

Lillian Gilbreth’in bize bıraktığı en güçlü miras da belki şudur:

Gerçek verimlilik, insanı sisteme uydurmak değil; sistemi insana göre tasarlamaktır.

Sevgilerimle,

İnsanı Sisteme Değil, Sistemi İnsana Uyduran Kadın: Lillian Gilbreth

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön