Lean Teacher

Sürdürülebilir Verimlilik

Bir Sistem Tasarımcısı Gözüyle LGS: Süreç mi Değerli, Çıktı mı?

Bir Sistem Tasarımcısı Gözüyle LGS: Süreç mi Değerli, Çıktı mı?

Sistem kurmak, süreçleri iyileştirmek ve nerede bir israf ya da darboğaz varsa onu ortadan kaldırmak benim tutkuyla yaptığım işim. Ancak bu tutkunun zor bir yanı var: İş ortamından çıksanız bile zihninizdeki o “analitik gözlüğü” asla çıkaramazsınız.

Gittiğiniz her ortamda, izlediğiniz her haberde zihninizde hep aynı sorular yankılanır:

Buradaki kök sorun ne?”
“Bu süreç nasıl daha iyi, daha verimli ve insana daha değer veren bir şekilde tasarlanabilirdi?”

Geçtiğimiz hafta sonu, bu gözlükle toplumumuzun en kritik ve en hassas süreçlerinden birini izledim: LGS ve sınav günü manzaraları.

Bu yıl bir milyonu aşkın öğrencimiz liselere geçiş sınavında ter döktü. Arkalarında ise onlarla sabahlayan, bütçesini, zamanını ve tüm enerjisini bu sürece adayan devasa bir veli kitlesi vardı.

Okuldan dershaneye, dershaneden özel derse koşturulan; özel okul, yayın, test, deneme ve ek kaynak derken aileleri ciddi bir maddi ve manevi külfet altına sokan uzun bir süreçten bahsediyoruz.

Madalyonun çocuklar tarafında ise “Ya aileme mahcup olursam?” korkusuyla büyüyen devasa bir psikolojik baskı var. Çocukların en güzel yaşlarında hobilerine, sporlarına, sanatlarına ve çocukluklarına ara vermek zorunda kaldığı muazzam bir “fedakarlık” operasyonuna şahit oluyoruz.

Gönülden umuyorum ki, o saf emeği veren tüm çocuklarımız emeklerinin karşılığını en güzel şekilde alırlar.

Şimdi gelin bir sistem tasarımcısı gözüyle süreci analiz ettiğimizde, karşımıza çıkan tabloya adım adım bakalım.

  1. Kapıda Başlayan Operasyonel Kaos: Akış Yönetimi Fiyaskosu

Çocukların sınav stresi aslında sınav salonunda değil, okul kapısına geldikleri an karşılaştıkları operasyonel kaosla başlıyor.

Yıllardır eğitim veren, her gün yüzlerce öğrenciyi ağırlayan okullarda, sınava girecek çocukları ikişerli sıra yapıp sakin, güvenli ve düzenli bir şekilde içeri almak bu kadar zor olmamalı.

Kapı önünde çocukları yığıp sıkışmaya, düzensizliğe ve gereksiz bir korku iklimine maruz bırakmak, kötü tasarlanmış bir akış yönetimi problemidir.

Sürecin ilk adımı olan “giriş” aşaması bile sakin, güvenli ve düzenli yönetilemiyorsa, çocuklardan sınav salonunda tamamen sakin kalmalarını beklemek ne kadar gerçekçi olabilir?

  1. İnsan Faktörü ve Empati Eksikliği

Operasyonel aksaklıkları bir kenara bıraksak bile, süreci yöneten insan faktörü ve empati eksikliği üzerinde ayrıca durmak gerekiyor.

Aslında bu problem sınav sabahı başlamıyor. Sınav öncesinde haklı olarak kaygılanan ve okulu, salonları önceden görmek isteyen velilere “Sınıflar ne zaman hazır olur bilmiyorum, zaten ne gerek var, biz her şeyi düşünüyoruz” yaklaşımıyla cevap verilmesi bile sürecin iletişim tarafındaki zayıflığını gösteriyor.

Paydaşı olduğu sürecin en doğal detayını merak eden veliyi dışlayan, “Biz biliriz” anlayışıyla hareket eden bir yönetim mekanizmasından, sınav günü yüksek empati beklemek ne kadar mümkün?

Aynı yaklaşım salonların içinde de devam edebiliyor.

Sınav kağıdına imza atarken heyecandan eli titreyen 13 yaşındaki bir çocuğu gördüğünde, bir gözetmenin “Ayyy yazık, eli titriyor” diyerek çocuğun kaygısını artırması, sürecin insan boyutundaki en acı örneklerden biri.

Oysa o çocuğa sakin bir ses tonuyla:

“Merak etme, elinden geleni yaptın ve her şey kontrol altında.”

demek çok mu zor?

Bir eğitmenden ve sınav görevlisinden her şeyden önce empati bekleriz. Ama olur da bu yetkinlik doğal olarak gelişmemişse, sınav öncesinde okul yönetimlerine ve gözetmen olarak görevlendirilen kişilere “kriz yönetimi, şeffaf iletişim ve psikolojik yaklaşım” eğitimi vermek neden standart bir prosedür haline getirilmesin?

  1. Standartsızlık ve Soru Uçurumu

Bir üretim veya hizmet sürecinde, sağladığınız girdi ile nihai ürünü ölçtüğünüz kriterler uyuşmazsa o süreç çöker.

Eğitimde de durum farklı değil.

Çocuklara “Sorular buradan gelecek” denilerek MEB kaynakları, örnek sorular ve dijital platformlar işaret ediliyor. Sınava kısa süre kala yüzlerce soruluk yeni kaynaklar yayımlanıyor. Zaten yoğun olan çocukların programlarına bir de bu kaynaklar ekleniyor.

Resmi kaynaklara tutunup özgüven kazanan çocuklar, sınav günü bazı derslerde bu kaynaklarla örtüşmeyen, alıştıkları standarttan oldukça farklı ve adeta “ters köşe yapmak” için tasarlanmış soru setleriyle karşılaşabiliyor.

Sonuç?

Çocukların özgüveni sarsılıyor.

Sistem, kendi eliyle emeğin inandırıcılığını zedeledikten sonra, biz bu çocuklara hayatın geri kalanında “Çalışırsan başarırsın” tezinin gerçek olduğunu nasıl anlatacağız?

Açık konuşalım: 13-14 yaşındaki çocuklara sorulan bazı karmaşık matematik sorularını, bugün kaç matematik öğretmeni aynı stres ve süre sınırı altında hatasız çözebilir?

Öğretmenin bile zorlanacağı bir metrikle o yaştaki çocukları ölçmek, adil bir ölçme-değerlendirme yöntemi değil; tasarımsal bir problemdir.

  1. Standart Olmayan Süreçler ve Fırsat Eşitsizliği

Sürecin başında “Yardımcı kaynaklara gerek yok, okul kaynakları yeterli” denilerek yola çıkılıyor.

Peki gerçekler ne söylüyor?

Özel okul, dershane, özel ders ve koçluk gibi dış desteklere erişebilen avantajlı öğrenciler bile bu sınavda zorlanırken; imkanları kısıtlı, sadece okulda gördüğüyle sınava giren çocukların durumu ne olacak?

Adil bir girdi-çıktı dengesi kurulmamış bir süreçte “fırsat eşitliği” kavramı sadece kağıt üzerinde kalan bir temenniye dönüşüyor.

Herkesi aynı sınava tabi tutmak, eşit eğitim fırsatı sunmadığınız sürece adalet değildir. Aksine, mevcut eşitsizlikleri daha da görünür ve derin hale getirir.

  1. Yalın Bakış Açısıyla Eğitimde Darboğaz ve Yetenek İsrafı

Endüstriyel bir sistemde üretimin sonuna tek bir “final kontrol” noktası koyar ve tüm kalite değerlendirmesini o noktaya indirgerseniz, süreç içindeki hataları biriktirir ve sonunda yüksek oranda fireyle karşılaşırsınız.

Eğitim sistemimiz de maalesef büyük ölçüde bu eski mantıkla çalışıyor.

8 yıl boyunca verilen emeği, geliştirilen yetenekleri, çocuğun öğrenme yolculuğunu ve kişisel gelişim eğrisini büyük ölçüde yok sayıp her şeyi birkaç saatlik bir teste indirgemek sürdürülebilir bir sistem yaklaşımı değildir.

Süreç odaklı, okul başarısıyla, bireysel gelişimle ve yeteneklerle desteklenen bütünsel bir değerlendirme modeli neden her şeyi tek sınava bağlayan bu sisteme güçlü bir alternatif olamıyor?

Yalın gözle bakınca insan potansiyelini israf ediyoruz.

Çocukların spor, sanat, müzik ve benzeri alanlardaki potansiyellerini sınav uğruna “dondurması”, yalın felsefedeki en büyük israf türlerinden biri olan yetenek israfıdır.

Bir başka problem de sonuç odaklılık körlüğüdür.

Kaliteli bir sistem yalnızca çıktıyı değil, süreci ve gelişimi de ödüllendirir. Çocukların gelişim eğrisini ölçmeyen, sadece stres altındaki anlık performansa bakan bir sistem sürdürülebilir değildir.

 Sonuç: Dönüşüm Şart

Buradaki mesele yalnızca kendi çocuğumuzun, yakınımızın ya da çevremizdeki birkaç öğrencinin sınavının nasıl geçtiği değildir.

“Benim çocuğum yaptı, sorun yok” deyip arkamızı dönemeyiz. Bu mesele tüm çocuklarımızı ve geleceğimizi ilgilendiren sistemin ta kendisidir.

Bu yaştaki çocukların sosyal, duygusal ve zihinsel dengelerini koruyarak çocukluktan ergenliğe geçişi sağlıklı yaşamaları gerekirken; çocukluklarını feda edip yarış atı gibi çalışmak zorunda kalmaları, sistemsel bir sorun olduğunu gösteriyor.

Geleceğin dünyası robotlaşmış, tek kalıba dökülmüş bireyler değil; esnek düşünebilen, problem çözebilen, merak eden, üreten ve duygusal dayanıklılığı yüksek nesiller bekliyor.

Biz ise 13 yaşındaki çocukları operasyonel kaosun içine atıp, standardı tartışmalı sorularla sınayıp aynı darboğaza koşturuyoruz.

Bir sistem tasarımcısı olarak biliyorum ki hatalı bir süreçten kaliteli ve sürdürülebilir bir çıktı alamazsınız.

Kapıdaki giriş sırasından gözetmenin kuracağı cümleye, soruların öngörülebilirliğinden ölçme-değerlendirme metodolojisine kadar insana değer veren, süreç odaklı ve bütünsel bir dönüşüme ihtiyacımız var.

Tüm çocukların gözlerindeki ışığın ve ruh sağlığının, sınav kağıtlarındaki optik formlardan çok daha değerli olduğunu unutmadığımız bir gelecek dileğiyle…

Bir Sistem Tasarımcısı Gözüyle LGS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön