Lean Teacher

Sürdürülebilir Verimlilik

Toplam Kalite Yönetimi Nasıl Ortaya Çıktı?

Toplam Kalite Yönetimi Nasıl Ortaya Çıktı?

Toplam Kalite Yönetimi (TKY), bir kişinin tek başına geliştirdiği veya belirli bir tarihte ortaya çıkmış bir yönetim modeli değildir. Yaklaşık bir yüzyıla yayılan deneyimlerin, krizlerin ve öğrenme süreçlerinin sonucudur.

Bu yaklaşımın temelinde iki önemli birikim bulunur: Batı dünyasının istatistik ve ölçüm temelli düşünce yapısı ile Japonya’nın disiplin, çalışan katılımı ve sürekli gelişim anlayışı.

TKY’den önce kalite denildiğinde çoğu işletmenin aklına üretim bittikten sonra yapılan kontroller geliyordu. Hatalı ürünler ayrılıyor, sağlam ürünler müşteriye gönderiliyordu. Kalitenin sorumluluğu ise büyük ölçüde kalite kontrol bölümüne bırakılıyordu.

Toplam Kalite Yönetimi bu anlayışı değiştirdi. Asıl sorunun hatalı ürünü bulmak değil, hatanın oluşmasını engelleyecek sistemi kurmak olduğunu ortaya koydu.

Birinci dönem: İstatistiğin üretim sahasına girmesi

TKY’nin ilk temelleri 1920’li yıllarda Bell Laboratuvarlarında çalışan Walter A. Shewhart tarafından atıldı.

Shewhart, üretim süreçlerindeki değişkenliğin tamamen rastlantısal olmadığını ve istatistiksel yöntemlerle izlenebileceğini gösterdi. Geliştirdiği kontrol grafikleri sayesinde bir süreçteki normal dalgalanmalar ile özel bir nedenden kaynaklanan sapmalar birbirinden ayrılabilir hale geldi.

Bu, kalite anlayışında önemli bir kırılmaydı.

Çünkü kalite artık yalnızca üretim sonunda hatalı parçaları ayıklamak anlamına gelmiyordu. Süreç çalışırken verileri takip etmek, sapmaları görmek ve hata müşteriye ulaşmadan müdahale etmek mümkün hale gelmişti.

Bugün İstatistiksel Süreç Kontrolü olarak bildiğimiz yaklaşımın temeli de bu dönemde atıldı.

İkinci dönem: Batı’da doğan fikirlerin Japonya’da gelişmesi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japonya’nın sanayi altyapısı ciddi ölçüde zarar görmüştü. Japon şirketlerinin yeniden ayağa kalkabilmesi için yalnızca daha fazla üretmesi değil, dünyayla rekabet edebilecek kalitede ürünler üretmesi gerekiyordu.

Bu dönemde W. Edwards Deming ve Joseph M. Juran gibi Amerikalı kalite uzmanları Japon yöneticiler ve mühendislerle çalışmaya başladı.

Deming, yöneticilere süreçlerin ölçülmesini, değişkenliğin anlaşılmasını ve sürekli iyileştirmenin bir yönetim sorumluluğu olduğunu anlattı. Onun yaklaşımına göre çalışanları hatalardan dolayı suçlamak çoğu zaman kolay ama yanlış bir çözümdü. Çünkü birçok problemin asıl nedeni, çalışanlardan çok sistemin tasarımıydı.

Bu nedenle yönetimin görevi yalnızca sonuçları sorgulamak değil, çalışanların doğru sonuç üretebileceği süreçleri oluşturmaktı.

Juran ise kaliteyi üretim hattının sınırlarından çıkardı. Satın alma, tasarım, satış, finans, lojistik ve insan kaynakları gibi bölümlerin de kalite üzerinde doğrudan etkisi olduğunu savundu. Kalitenin geliştirilmesi için üst yönetimin sürece liderlik etmesi gerektiğini özellikle vurguladı.

Japon şirketleri bu fikirleri yalnızca uygulamakla kalmadı; kendi çalışma kültürleriyle birleştirerek geliştirdi.

Kaoru Ishikawa’nın öncülük ettiği kalite çemberleri sayesinde çalışanlar problemleri tartışmaya, nedenleri analiz etmeye ve çözüm geliştirmeye başladı. Böylece sahadaki operatör yalnızca kendisine verilen işi yapan kişi olmaktan çıktı; sürecin geliştirilmesine katkı sağlayan bir problem çözücü haline geldi.

Kalite, zamanla bir bölümün görevi olmaktan çıkarak şirket genelinde paylaşılan bir sorumluluğa dönüştü. “Şirket Çapında Kalite Kontrol” olarak gelişen bu yaklaşım, Toplam Kalite Yönetimi düşüncesinin en önemli yapı taşlarından biri oldu.

Üçüncü dönem: Japonya’dan Batı’ya geri dönüş

1970’lerin sonuna ve 1980’lere gelindiğinde Japon şirketleri, özellikle otomotiv ve elektronik sektörlerinde ciddi bir rekabet üstünlüğü elde etmişti.

Japon ürünleri yalnızca daha uygun maliyetli değil, aynı zamanda daha güvenilir ve daha az hatalıydı. Amerikan ve Avrupa şirketleri bu başarının arkasında yalnızca teknoloji veya düşük işçilik maliyeti olmadığını fark etti. Asıl fark; süreç yönetimi, çalışan katılımı, sürekli iyileştirme ve yönetsel kararlılıktı.

Batı dünyası Japon şirketlerinin uygulamalarını yeniden incelemeye başladı. Deming ve Juran’ın yıllar önce savunduğu fikirler yeniden gündeme geldi. 1980’li yıllarda bu bütünsel yaklaşım, “Total Quality Management”, yani Toplam Kalite Yönetimi adıyla yaygınlaştı.

Toplam Kalite Yönetimi Nasıl Ortaya Çıktı?

Kavramı oluşturan üç kelime aslında yaklaşımın özünü açıkça anlatır:

  • Toplam: Kalite yalnızca bir bölümün değil; bütün çalışanların, bölümlerin, yöneticilerin ve tedarik zincirinin sorumluluğudur.
  • Kalite: Amaç yalnızca teknik şartnameye uygun ürün üretmek değil, müşteri beklentilerini sürekli ve güvenilir biçimde karşılamaktır.
  • Yönetim: Kalite, birkaç kalite aracının kullanılmasıyla sağlanamaz. Üst yönetimin liderliği, kaynak tahsisi ve kararlılığı gerekir.

1987 yılında ABD’de Malcolm Baldrige Ulusal Kalite Ödülü’nün kurulması, kaliteyi ürün kontrolünün ötesinde kurumsal performansla ilişkilendiren önemli adımlardan biri oldu. Avrupa’da ise 14 iş liderinin 1988’de attığı ilk adımın ardından EFQM 1989’da kuruldu; EFQM Mükemmellik Modeli daha sonra Avrupa Kalite Ödülü değerlendirmelerinde kullanılmaya başlandı. NIST – Baldrige Programının Tarihi, EFQM – Kuruluş Tarihçesi

Aynı dönemde yayımlanan ISO 9001 gibi yönetim sistemi standartları da süreç yaklaşımı, dokümantasyon, sorumlulukların belirlenmesi ve sürekli iyileştirme gibi konuların dünya genelinde yaygınlaşmasına katkı sağladı.

Sonuç olarak Toplam Kalite Yönetimi yalnızca bir kalite yöntemi ya da araçlar bütünü değildir. Bir işletmenin nasıl yönetileceğine ilişkin bütünsel bir bakış açısıdır.

Bir sonraki yazımızda, bu tarihsel birikimin şekillendirdiği TKY ilkelerini ve bu ilkelerin işletmelerde nasıl hayata geçirilebileceğini ele alacağız.

Sevgilerimle,

Toplam Kalite Yönetimi Nasıl Ortaya Çıktı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön